1 Mart 2010 Pazartesi
II-ANADOLU TÜRK TARİHİ (BALIKESİR- BALYA- MANCILIK)
Bölgenin,Türklerden önce, kısa bir sürede olsa Müslüman kuvvetlerle tanışması, Emeviler döneminde gerçekleşen İstanbul kuşatmalarında bu bölgeye, Emeviler’in akınlarda bulunması ile olmuştur. 670 tarihinde Kyzikos’u ele geçirmesi ile başlayan ve yaklaşık yedi yıl kadar kısa bir süre devam eden İslamiyet’in hâkimiyeti, Türklerin Anadolu’ya akınları, 1048 Pasinler Savaşı ve onu takip eden 1071 Malazgirt Savaşından sonra,yurt edinme faaliyetleri devam etmiş, zayıf Bizans kuvvetleri karşısında ilerleyen Türk kuvvetleri kısa sürede Ege ve Marmara denizine ulaşmışlardır.
1080 tarihinde Kyzikos yani Balıkesir bölgesi Süleyman Şah tarafından ele geçirilmiştir. I. Haçlı Seferinden sonra bu bölgeler kaybedilmiş ve bu toprakları ele geçiren Bizans Kuvvetleri buraya yerleşen bütün Türkmen Aşiretlerini bu bölgelerden çıkarmıştır.Haçlı etkisinin zayıflamasıyla Türkmenler tekrar bu bölgeye akın etmişler ve bu bölgelere tekrar yerleşmeleri uzun zaman almıştır. 1175 tarihinde Eskişehir ovasında toplanan yüz bin Türkmen Denizli, Bergama, Karia, Mysia, ve Edremit bölgelerine dağılmışlardır.Moğolların Anadolu’ya doğru ilerlemesi üzerine bir çok Türkmen beyi Batı Anadolu’ya doğru göç etmişlerdir.
Bu Beylikler Kösedağ Savaşı(1243) sonrasında, Selçuklu otoritesinin zayıflamasını fırsat bilerek bağımsızlıklarına ilan etmişlerdir. 1280’li yılların sonlarına doğru Karesi Beyin nüfuzunda büyük bir Türkmen grubu Germiyanoğlu Yakup Bey ile birlikte Mysia topraklarına girmiş ve Kyzikos ve Bigados haricinde bu bölgeyi fetih etmişlerdir.
Mysia’nın Marmara ve Ege kıyılarını ele geçiren Karesi Bey Selçuklu devletinin bu bölgedeki kıyı vilayetlerinden sorumlu valisini haline gelmiştir. Anadolu Selçuklu sultanı II. Mesut döneminde, Karesi Bey bugünkü Balıkesir ve Çanakkale’ye kadar olan Mysia topraklarını ele geçirmiştir.
1303 -1345, yaklaşık 42 yıl devam eden bu Türkmen prensliği, 1303-1308 arasında Selçuklu uç beyi olmuş, 1308-1335 arasında İlhanlılara, 1335-1345 arasında da Osman oğulları’na tabî bulunmuştur.
Karesi Beyliği’nin Osmanlı Devleti’ne katılması ile 1345 yılında Balya ve çevresi de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.
Balya şehir merkezi, 1800 yılından önce “Koca gümüş Köyü” olarak anılmakta ve Balıkesir (Karesi) Sancağı sınırları içerisinde Alidemirci Bucağı’na bağlı bir köy konumundadır.
Bu döneme ait,Balya ile ilgili eldeki en eski kayıt Hüdavendigar Sancağı’na bağlı olduğu döneme ait 1544 tarihli bir belgedir. Bu tarihten sonraki kayıt ise 1651 tarihli Kütahya Beylerbeyliği Mutasarrıfının bir emridir. Bu belgeye göre; Bu dönemde Kadılık olan Balya’nın adının burada Kadı olan Balibey’den geldiği rivayet edilmektedir.
Fakat Balya isminin, Türkçe de olduğu anlamıyla, yani çember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası anlamıyla kullanıldığı düşünüldüğünde,bu anlamıyla, Balya kelimesinin, İtalyanca da “Balla”,Fransızca da “Bale” ve Almanca da “Balen” kelimeleri ile aynı anlamda ve benzer söz dizimi ve telaffuzu ile kullanıldığı görülecektir. Bu kelimenin Etimolojisine bakıldığında,1350–1400 yıllarına kadar gittiği görülecektir. Dolayısı ile Balyanın isminin, Balya Madenlerindeki Fransız etkisinin başladığı yıllardan itibaren kullanılmaya başlandığı kuvvetle muhtemeldir.
Bu belgeden de anlaşıldığı üzere, XIX. yüzyıla gelinceye kadar işleyişi neredeyse hiç aksamayan Koca gümüş madenlerinin zamanla artan önemi, güvenlik ve benzeri gerekçelerle, 1807 yıllarında Alidemirci Bucak teşkilatının Koca gümüş köyüne taşınmasına neden olmuştur.
1839-1849 yılları arasında “Balya Maden İşletmeleri” ile birlikte yabancı devletlerle ismi anılan Balya, 1868 yılında Almanlara, 1878 yılında ise 99 yıllığına Fransızlara verilen madenlerin işletme imtiyazları ve akabinde 1892 yılında kurulan Fransız sermayeli “Balya Karaydın İşletmeleri” ile tarihinin en hareketli günlerini yaşamaya başlamıştır.
1864 yılına kadar Hüdavendigar Eyaletinin Karesi Livasına bağlı bir kaza olan Balya, vilayet sistemine geçilen düzenlemeyle, 1864-1874 yılları arası Edremit kazasının, 1874’ten sonra Balıkesir’in merkez nahiyesi olmuştur.1899 yılında kaymakam atanmış olup Karesi’nin vilayet olduğu dönemde ve tekrar sancak olduğu dönemde aynı konumunu sürdürmüştür. 1900 yılında ise Balya üçüncü sınıf olarak tekrar kaza yapılmıştır. 1910’da ikinci sınıf kazalığa yükseltilmiştir.
1914-1918 yılları arasında cereyan eden I. Dünya Harbine giren Osmanlı Devleti askerlerinin çarpıştığı pek çok cepheden bir tanesi de, bölgedeki Çanakkale Savaşıdır. Bu savaş, ülkenin her tarafında olduğu gibi Balıkesir’i de menfi olarak etkilemiştir. I. Dünya Savaşından yenik çıkan ve oldukça zayıf düşen Türklerin bu durumunu fırsat bilen Yunanlılar, gözlerini Batı Anadolu topraklarına diktiler. Yunanistan’ın buraları işgal etmesini diğer Avrupa devletleri de desteklediler. İtilâf devletlerinin tehditleri altında bulunan ve yeterli askeri, silahı olmayan, devletin de aciz kaldığını gören Türk halkı, müdafaa cemiyetleri kurmaya başladılar.
15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunanlılar işgallerini Anadolu’nun içlerine doğru yaymaya başladılar. Balıkesir bölgesinde ilk defa 29 Mayıs’ta Ayvalık işgal edildi. Yunanlılara karşı ilk silahlı mücadele Ayvalık’ta gerçekleşti. Bu arada Balıkesir’de 18 Mayıs’ta Vehbi (Bolak) Bey’in başkanlığında “Redd-i İlhak” heyeti oluşturuldu. Alaca Mescid’de oluşturulan 41 kişilik bu heyet hemen faaliyetlere başladı.26–31 Temmuz 1919 ve 16-22 Eylül 1919 tarihlerinde yapılan I. ve II. Balıkesir Kongreleri neticesinde her bölgede Kuva-yi Milliye teşkilatları kuruldu.
Yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde başlayan Milli Mücadele için İstanbul’dan Balıkesir’e gelen yüzbaşı Kemal hemen askeri birlikler oluşturmaya başladı.Bu birlikler işgali önlemek için yer yer Yunanlılarla çarpışmaktaydı. Soma ve Akhisar cephesi bunların en önemlisiydi. Fakat yeterli asker ve silahı bulunmayan Milli kuvvetler; hem sayıca çok hem de teçhizat olarak güçlü Yunan karşısında ancak bir yıl dayanabildiler.
Soma-Akhisar cephesinin dağılmasıyla, 22 Haziran 1920’den itibaren Yunan işgali içerilere doğru yayılmaya başladı. Halka da çok eziyet eden Yunanlıların en büyük yardımcıları, daha önceden buralarda yaşayan yerli Rumlardı. Yıllarca beraber yaşayan bu insanlar, şartlar değişince daha önceden kendilerinden hiç bir kötülük görmedikleri Türklere ihanet etmekteydiler. Kazaları işgal eden Yunanlıları, Kuva-i Milliye güçleri hiç bir zaman rahat bırakmamış, direniş ve baskınlarla onları yıldırmışlardı. Bu arada Anadolu’da Türk halkını Yunanlılara karşı direnmeye çağıran ve düzenli bir ordu kurmaya çalışan Mustafa Kemal’e Balıkesirliler destek vermişler ve işbirliği içerisinde olmuşlardır.
Türk Milli Mücadelesi açısından bu şehrin çok ayrı ve özel bir yeri bulunmaktadır. Sakarya zaferiyle Anadolu topraklarının sahibi olduğunu bir defa daha ispatlayan Türkler, 9 Eylül 1922 de İzmir’de Yunanlıların denize dökülmesiyle Kurtuluş Savaşından başarıyla çıkabilmiştir. Eylül ayının ilk haftasındaki 3-4 gün içinde bütün Balıkesir ve kazaları ile birlikte Balya da, ilçe ve çevresinde verilen millî mücadele sonucu 6 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtulmuştur.
III-ATATÜRK’ÜN BALYA İLÇESİNİ ZİYARETLERİ
Atatürk'ün Balıkesir'i ziyaretleri yedi kez olmuştur. Bu gezi programlarında, Balyanın da içinde bulunduğu üç geziden ilki, 6 Şubat 1923'te gerçekleşmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Paşa 29 Ocak 1923'te İzmir'de Lâtife ( Uşaklıgil ) ile evlenmiş, evliliğin ilk haftasında da bir yurt gezisine çıkarak Balıkesir'e kadar gelmiş idi. İzmir'den trenle Balıkesir’e gelen Mustafa Kemal Paşa'nın beraberinde eşi ve Kâzım Karabekir Paşa ile diğer zevat bulunuyordu.Atatürk bu gezisinde, Balyaya da gelmiştir. Balyadan da, Edremit'e geçen Mustafa Kemal Paşa 10 Şubat günü Balıkesir’e dönmüş ve 11 Şubat günü Balıkesir’den trenle ayrılarak, İzmir'e gitmiştir.
Atatürk’ün Balıkesir-Balya-Çanakkale Ziyareti
Atatürk’ün, 16.04.1934 yılında, Çanakkale’den hareketle Balya üzerinden Balıkesir’e geldiği, bazı askerî birlikleri denetlediği ve Balıkesir'den trenle Eskişehir'e oradan da Ankara'ya hareket ettiği yurtiçi gezisi bir diğer ikinci gezidir.
Atatürk’ün Baylanında içinde bulunduğu son ziyareti, ki bu Balıkesir’e de Son gelişidir .Atatürk'ün 1934 yılında ülkemizi ziyaret eden İran Şahı'na Türkiye'nin ilk asfalt yolu olan Balıkesir-Çanakkale yolunu göstermek için yaptığı bu gezi için Mustafa Kemal Paşa, 24 Haziran 1934 Pazar günü, Soma üzerinden trenle Balıkesir’e geldi. 25 Haziran 1934 Pazartesi günü de Balıkesir’den otomobil ile Balya üzerinden Çanakkale’ye hareket etti.
Atatürk’ün Balıkesir’e son ziyaretinin nedeni olan,Balıkesir- Çanakkale- Balya Yolu'nun 138 km.lik kısmı 29 Ekim 1933'te Cumhuriyet'in onuncu yılı bayramında Çanakkale'de ve Balya'da yapılan törenlerle milletin hizmetine açılmıştı.
Bu yolun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emrettiği zamanda yapılıp bitirilmesi için ,o tarihte yol yapımında kullanılan makineler olmadığından bu yol kazma, kürek ve insan gücüyle yapılmıştı.
IV-MADENCİLİK VE BALYA MADENLERİNİN TARİHÇESİ
1-Madencilik Tarihi
Madencilik; insanlık tarihi kadar köklü bir geçmişe sahip, toplumların gelişiminde birinci derecede rol oynayan bir olgudur. Doğal kaynakların insan ve toplum yaşamındaki önemi bilinmektedir. Günümüzde insan yaşamını fonksiyonel hale getiren araç ve gereçlerin % 99’u doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden sağlanmaktadır.
Toplumların sanayileşerek kalkınmaları, hammadde ve maden kaynaklarından verimli bir şekilde yararlanmaları ile yakından ilişkilidir.Tarihi süreç içerisinde insan ve toplumlar, doğal kaynaklarını verimli ve akılcı yöntemlerle kullanabildikleri ölçüde geliştirmiş ve zenginleştirmiştir. Günümüzde, büyük boyutlu doğal kaynaklara sahip bazı ülkelerin kalkınmalarını tamamlayamamış olması şaşırtıcı değildir. Çünkü, asıl önemli olan, kaynaklara sahip olmanın yanında, onlardan gerektiği gibi yararlanabilmelerinin yollarını da bulabilmektir.
Günümüzün toplumsal refah ve zenginliğine sahip gelişmiş ülkeleri, tarihi süreç içerisinde Sanayi Devrimini en önemli hammadde kaynağı olarak maden varlıklarına dayandırarak gerçekleştirmişlerdir.
Avrupa 'da 18. ve 19. yüzyıllarda yeni buluşların üretime uygulanması ve buhar gücüyle çalışan makinelerin, makineleşmiş endüstriyi Doğurması, bu gelişmelerin de Avrupa'daki sermaye birikimini arttırması ile ortaya çıkan sanayi devrimi öncesinde,devletler için madenlerin önemi paha biçilemez niteliktedir. Özellikle ordunun yapılandırılmasında, ekonominin ayakta tutulmasında ve devletin ömrünü sürdürebilmesinde madenlerin işletilebilmesi ve faydalanılması gereklilik arz etmekte idi. Madenlerin genel kullanımının birinci derecede savaş gereçleri imaline dönük harp sanayi hammaddesi olması, diğer yandan da değerli madenlerden para basılması seklinde olmuştur. Harp sanayisi için vazgeçilmez bir hammadde olması, devletlerin bu madenler üzerinde mutlak egemen olmaları sonucunu Doğurmuştur. Bu nedenle de bizzat devlet tarafından işletilmiş veya belli bir ücret karşılığında işlettirilmiştir.
Fakat,Sanayi devrimi ve sonrasında günümüze kadar,,madenler devletler için,harp araç-gereçlerinin ve para basımının yanında,artık,enerji kaynağı başta olmak üzere,fabrikalar için üretilen makinelerden,fabrikalarda üretilen eşyanın hammaddesine,Demiryollarından,deniz-kara-hava taşımacılığına kadar artık vazgeçilmezi haline gelmiştir.
Ülkeler ve milletlerin gelişmesinde oynadığı bu rol,madenlerin önemini tarih boyunca artarak korumasına,neden olmuştur.Doğal olarak bir ülkenin sanayileşmesinde ve kalkınmasında kendi topraklarında maden yataklarının bulunması ve bunların işletilmesi o ülkeler ve ülkelerin toplumlarının zenginleşmesinde,sosyal-ekonomik refahının yükselmesinde kolaylık sağlamış,ve sağlamaya da devam edecektir.
2-Balya Madenlerinin Tarihi
Balya’da madencilik faaliyetlerinin ilk olarak ne zaman başladığı tam olarak bilinmemektedir. Madenciliğin başlangıcını M.Ö. 500’lü yıllara dayandıranların yanında, Romalılar döneminde madenlerin işletildiği ve adının “Cristian Madenleri” olduğu ve Balya çevresinde maden ihracatıyla ünlenmiş “Periharaks” isminde bir yerleşme olduğunu ve madenin çıkarıldığı bölgeye de Ergasteri denildiği rivayet edilmektedir.
Bir diğer rivayet, Fransızlar tarafından işletilmiş olan maden galerilerinin dışında, çok eski yıllara ait kuyu ve galeriler ile cüruf ve atıkların bulunması, bunların Cenevizlilere ait olduğu söylentileridir. Truva harabelerinde bulunmuş şimdiye kadar en eski addedilen kurşun eşyanın da Balya’nın buraya yakınlığı dolayısıyla, bu madenlerden çıkarılmış kurşundan üretilebileceği ihtimali vardır. Madenin Karesi Oğulları zamanında işletilip işletilmediği belli değildir.
a) Osmanlı Devleti’nde Madencilik Ve Balya Madenleri
Madenler kuskusuz Osmanlı Devleti’nin ekonomisi için vergilerin yanında önemli bir kaynağı oluşturmaktadır. Nakit ihtiyacının büyük bir kısmının karşılandığı bu iki gelir çeşidi devletin kuruluş aşamasından yükseliş dönemine kadar süregelen politikalarının içinde en önemli noktada bulunmaktadır. Özellikle madenlerin önemi devletin askeri hamlelerinde kendini bariz bir şekilde hissettirmiştir. Artan fetihlerin yönlerine dikkat edildiğinde Rumeli ve Anadolu yakasındaki maden yataklarının ele geçirilmesinin hiçte tesadüf olmadığını anlamaktayız.
Madenler, Osmanlı Devleti için refah kaynakları olarak gösterilebilir. Özellikle kuruluşla birlikte başlayan para basımı, bu ihtiyacın karşılanmasında madenlerin önemini bir kat daha arttırmıştır. Devlet para düzenini madenlerin varlığına da borçlu olmakla birlikte madenlerin yönetimine bu yönde özel bir önem atfedilmiştir.
Kuruluş dönemiyle birlikte çıkarılan madenler çeşitlilik arz etmese de daha sonraki kazı girişimlerinde farklı materyaller elde edilmeye başlanmıştır. Özellikle altın ve gümüşün bol miktarda çıkarılması ekonomiye ivme kazandırırken, kalay, kursun ve demir gibi madenler de ordunun güçlenmesi açısından devlete önemli bir katkı sağlamıştır.
Osmanlı’da toprağın mülkiyet hakkı devlete dayandığından ve her türlü hakkın devlete ait olduğundan dolayı madenler de millete mal edilmemiş, Devletin çıkarları ön planda tutularak adımlar atılmıştır. Bu şekilde devletin arazi üzerinde yüksek mülkiyet ve denetleme hakkı sağlanmış, dolayısıyla da toprağı kullanma yetkisi olanlar devletin kiracısı olarak görülmüştür.
Osmanlının kuruluşundan XIX.yy’a kadar olan dönemde,Balyanın bulunduğu yer “Kocagümüş Köyü” adı ile anılmakta idi. Osmanlılar döneminde Balya Madeni (Kocagümüş Madeni) tarihte gülle yapımıyla ünlenmişti.
Balya ile ilgili bu döneme ait en eski kayıt Hüdavendigar Sancağı’na bağlı olduğu döneme ait 1544 tarihli bir belgedir. Bu tarihten sonraki kayıt ise 1651 tarihli Kütahya Beylerbeyliği Mutasarrıfının bir emridir. Bu belgeye göre; Balya madeninin Bali Bey adında bir mültezimin olduğu vurgulanmaktadır. III.Selim zamanında ise maden işletilmektedir, fakat şehrin nüfusunun azalması ve paralelinde üretimin düşmesi üzerine bölgeye Gönen ve çevre köylerden iskân yapıldığı gibi Gönen ile beraber iki üç kazanın da Balya’ya bağlandığı bilinmektedir. XIX. yüzyıla gelinceye kadar işleyişi neredeyse hiç aksamayan Balya madenleri, XIX. yüzyılda ise artan talebi karşılayamayacak bir duruma gelmiştir.
Bu belgeden de anlaşıldığı üzere , XIX. yüzyıla gelinceye kadar işleyişi neredeyse hiç aksamayan koca gümüş madenlerinin zamanla artan önemi ,güvenlik ve benzeri gerekçelerle,1807 yıllarında Alidemirci Bucak teşkilatının Koca gümüş köyüne taşınmasına neden olmuştur.
XIX. yüzyıla doğru gelişen sanayi ve ardından artan hammadde ihtiyacı, daha önce de önemi olan madenleri artık bir gereklilik sekline büründürmüştür. Tanzimat dönemiyle birlikte başlayan yeni girişimler ve yayımlanan nizamnameler Osmanlı madenciliğine yeniden ivme kazandırmış, ancak çaresizce atılan adımlar Osmanlı ekonomisinden çok Avrupalıları memnun etmiştir.
Balya madenlerinin yabancı kuruluşlarla birlikte anılması 1839–1849 yılları arasında milliyeti belli olamayan “Balya Maden İşletmeleri” ile başlamıştır. 1868 yılında Alman Reiser adlı bir kişi tarafından keşfedilen Balya madenlerinin işletme hakkı aynı şahıs tarafından alınmış ve daha sonra “Lorium” şirketine devredilmiştir. Böylelikle, Balya madenlerine ilk yabancı sermayenin girişi sağlanmıştır.
1876 yılında Balya madeninin işletilme hakkını doksan dokuz yıllığına Fransız “Riyol” şirketine veren Osmanlı Devleti, işletilecek madende sadece simli kursun madeninin ihracı ihalesini yapmış, diğer madenlerin ihracını engellenmiştir. Balya madenleri,Avrupalıların bildiği, dünyanın yeni yatırım alanı olan bir maden halini almaya baslarken, bu sayede Osmanlı toprakları da şimdiye kadar görmemiş olduğu ilkleri Balya madenleri sayesinde görmüştür.
1892’de Koca Gümüş ve Kara Aydın mevkilerinde tespit edilen simli kursun madenlerinin 4.500.000 Frank sermaye ile kurulan “Balya Karaydın Şirketi” ( Socite Anonyme Ottomane Des Mines De Balia-Karaaydın) tarafından çıkarılmaya başlanmasıyla birlikte, Fransızlar bölgeye geçici yatırımlarıyla yerleşmeye başlamışlardır. Fransız kökenli bu şirket Balya'dan kursun, çinko, gümüş çıkarmakla kalmamış; Mancılık' ta kömür, Patlak' ta kursun, çinko ve manganez madenlerini de işletir hale gelmiştir.
Balya Kara Aydın Şirketi hisse senedi örneği
Şirket 1901 yılında Mancılık’ da bir elektrik santrali kurmuş ve Elektriği Balyaya kadar getirmiştir. Gelen elektrik Balyanın aydınlanmasında kullanılmıştır.Diğer yandan ,yukarıda da bahsedildiği üzere,Sanayi devrimi ve demiryolları birbiriyle özdeşlesen iki kavram olarak karsımıza çıkarken,Balya’nın ve sahip olduğu madenlerin de demiryolları ile ayrı bir ilişkisi vardır.
İlk zamanlarda çıkarılan madenin nakliyesi deve, katır, araba ile yapılırken, daha sonra Balya’dan Palamutluk mevkiine kadar 62 km uzunluğunda ve 60 cm genişliğinde dar bir dekovil hattının yapıldığı bilinmektedir. Bölgeye kadar hayvanla çekilen dekovillerle nakledilen madenler buradan Akçay iskelesine arabalarla nakledilmiştir. Daha sonra ise ulaşımı hızlandırmak adına Palamutluktan Akçay iskelesine kadar demiryolu inşası Fransızların sahip olduğu “Balya Kara Aydın Şirketi” tarafından yapılırken, XIX. yüzyılda Osmanlı topraklarındaki demiryolu yapımında da en öne çıkan devlet Fransa olmuştur. Madenin işletildiği dönemde yaklaşık 200 km’lik demiryolu ağını bölgeye kuran Fransızlar, ayrıca Anadolu’daki ilk tren yolu olma özelliğine de sahip olan bu yolu Çanakkale boğazına kadar uzatmışlardır.Önceleri Gönen üzerinden Bandırmaya taşınıp oradan gemilere yüklenilen madenler 1800’lü yıllarla birlikte Akçay ve Edremit yolları kullanılarak limanlara ulaştırılmıştır. Bunun yanında bazı vesikalara göre de ihraç edilen madenin Bandırma iskelesinden İstanbul’a taşındığı da anlaşılmaktadır.
Balya madeninin çalıştığı dönemlerde; Koca Arı, Sarısa, Orta ve Karaca adında beş ocak bulunmakta olup bunlardan Arı ve Orta mağaraları işletilmiştir. Şirketin modern İşletmeciliğe geçmesinden sonra 4 milyon ton civarında cevher İşlediği ve bundan da 400,000 ton metal kurşun ürettiği tahmin edilmektedir.
Etiketler: balıkesir, balya, ilk elektrik santralı, mancılık, mancılık köyü
Kaydol: Kayıtlar [Atom]





























Başak-Şafak ÖZKAYA
Fikret ERSÖZ
Apo ile Ender

İbrahim Dönmez






































AyşePARMAKSIZ






























Yorum Gönder